
“ Kuytulara hapsettiğimiz siluetler
Uzadıkça , uzaklaştıkça bizden
Gözlerden ırak savunmasız gölgeler
Bir kaçış mı kendi kendimizden,
Yoksa özlemek mi hor gördüğümüz beni günbatımı…”
……..
Fanusta balık yalnızlığında bir ezgi tutturmuşum
Bir o kadar yalın
Kirli ellerim dokunduğunda paramparça
Kaç kat altında kaldı insana benzer hali ellerimin, hatırlamıyorum
Utanıyorum, biraz da korku var içimde
Adam akıllı ürkmüşüm,
ilk kez farkına varıyorum ki ,
bu benim kendi ürkünçlüğüm…
Dokunamam çığlığına,
Nefesini soluyamam,
İçimi üşütür inkarın
Kirletemem senin derinliğine huzur veren,
HÜRRİYET türkülerini.
………
Sebepsiz yere kırdığım onca gönül ayaklarımda demir gülle
Kanatlarını mı kırdılar yoksa senin de
Varsın olsun, yeter di bize aşkın buruk anlamı
Dilimin ucunda hala tuzlu tadı,
gözpınarlarından EMEK EMEK topladığım deniz kabukları
Avunuyorum;
O aşkına yandığım hudutlarının ihlali
Semalarında gözlerim kapalı seyirttiğim , alabildiğine hissettiğim,
Bir O bilir mabedimin orta şekerli sırrını,
Sana has Uçarılığımı bir O anlar…
Boşluğa bırakamaz oldum kaç zamandır taşımaktan yorulduğum bedenimi
Bakar mısın Ay yüzlüm,
Doldurmuş dört yanımı etten kazıklar
Beklemekten bitap düştüm kaç yıl geçmiş fütursuz,
Hani verdiğiniz sözler, hani o sırça vaat’ler
Söyler misin Ay yüzlüm
Nerede kaldı KAR BEYAZ gelin alayı ?
…….
Baharı beklerken kaybettim geldiğim yeri
ılık koynuna hasret kaldı yanaklarım
Yeşil örme yeleğine sinmiş misler gibi kokun
Ellerim kat kat kire bulanık, nasırlı ellerim
Unutmadım içimi ısıtan tatlı gülüşünü
Unutamadım benzersiz öpüşünü,
Seni hiç ayırmadım yüreğimden…
…….
Kapat ne olur perdeleri, Kapıları açma lütfen
İçeriye dolmasın
Yabancı meltemler, sakın…